Pazarcık Bozası

Boza, Mısır ve Kuzey Afrika sahilleriyle Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a, Kafkaslar’dan kuzeye, Volga havzasına doğru geniş bir coğrafyaya yayılır. Balkan ülkelerinin hemen hepsinin “milli içki” olarak sahiplendiği bozanın Balkanlar’a gelişi ise, iki farklı öyküye dayandırılır. İlkinde, Orta Asya’dan kalkıp XI. Yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a kadar geniş bir bölgeyi ele geçiren Kıpçak Türklerinin, bozayı da kültürlerinin bir parçası olarak bölgeye taşıdığı savunulur. İkincisinde ise, horasanlı savaşçı dervişlerden Sarı Saltık yer alır.Horasan’dan gelip Anadolu’da Hacı Bektaş’a bağlanan Sarı Saltık, Rumeli’ye yerleşen ilk Müslüman Türk toplulukları da yönetmek üzere, 1263 yılında Babadağı’na, bugünkü Dobruca’ya gelir. Horasan’da öğrendiği bozacılığın bölgede yayılmasına da önayak olan Sarı Saltık, bozacı esnafının piri sayılır.93 Harbi” olarak da anılan Osmanlı-Rus Savaşı (1876) nedeniyle Rumeli’den İstanbul’a yapılan yoğun göç, bozacılık tarihinde bir dönüm noktası olur.  Soydan Bozanın kurucusu Hacı İshak Soydan Makedonya Prizren ‘den Türkiye’ye göç ettikten sonra, İzmit’te bir süre boza satımı ile uğraşmıştır, daha sonra kendisi 1936 yılında Pazarcık’ta  boza imalatına başlamıştır. O yıllarda Pazaryeri’nin adı Pazarcık olduğundan yörede Pazarcık bozası olarak isim yapmıştır. Daha sonraki yıllarda Pazaryeri’nde başka firmaların boza imalatına başlaması üzerine 1986 yılında ‘Pazarcık Soydan Bozası’ olarak marka tescili yapılmıştır.

Ekim ayı geldiği zaman Pazarcıklı bozacılar Boza sezonunu açarlar. Bir çok yararı olan boza özellikle çocuklarda kemik yapısını geliştirici ve emzikli annelerin sütünü artırıcı özelliği ve bağırsak tembelliğini giderici gibi bir çok faydaları sayılabilir. Pazaryeri’nin en büyük boza imalatçılarından Soydan Boza çağın gereklerine uyum sağlıyarak Modern üretim ve dolum tesislerine sahip ve Marmara bölgesinin yanı sıra Ankara, İzmir, Konya, Niğde gibi bir çok illere boza sevkiyatı yaparak Pazarcık bozasının ve ilçenin tanınmasında büyük rol oynamaktadırlar. Kış gecelerinin vaz geçilmez içeceklerinden olan boza artı 4 derece de 20 gün bozulmadan durabiliyor.

Fotoğraflar için tıklayın.

İbrahim Öztosun

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 5% [?]

Bilinçli tüketici olmak için neler yapmalıyız?

Biz toplum olarak birçok olayın çözümünü devletten bekleyen bir yapımız vardır. Gelişmiş toplumlar ise kendi güçlerini tespit etmişler ve sorunları kendilerinin bir araya gelerek çözebileceklerine inanmışlardır. Örneğin bir ülkeye karşı tutumlarını, o ülkenin malını almamak hatta bulundukları satış noktalarına koydurmamak suretiyle eylem yapmakta, bu durum o ülkeye mal satan diğer ülkeyi ise çok zor durumlarda bırakmaktadır.

Dünya savaşlarının artık ekonomiden geçtiğini, sıcak savaşların bu çatışmaya katılan her ülkenin ekonomisini bitirdiğini ve kazanan olmadığını artık anlamış durumdadırlar. Bu amaçla oluşturulan Küreselleşme kavramı ile bir ülkenin ekonomisini çökertme ve istediklerini yaptırma dönemine de girilmiştir.

Bu savaşlarda bilinçli davranan, ülkesinin çıkarlarını düşünerek, eline aldığı ürünün nerede, kimler tarafından üretildiğini, ödenen bedellerin nerelere gittiğini iyi araştıran bir vatandaş olmamız gerekmektedir. Bu bir vatandaşlık görevi olduğu kadar, gelecekte çocuklarımıza bırakacağımız dünya içinde yapılması gereken bir çalışmadır.

Sadece bu ürünlerin menşeinin yanında, vurgun fırsatlarını değerlendirmeye çalışan kişilerin de önünün kesilmesi gerekmektedir. Son günlerde süt ve süt ürünlerine gelen zam bazı vurguncuları harekete geçirmiş ve ürettikleri ürünleri olması gerekenin çok üzerinde zam yapmaya yöneltmiştir. Bir hafta önce 8 YTL olan bir peynir, iki hafta sonra 10 YTL. Bir ay sonunda ise 12 YTL. ye çıkmıştır. Bunun adı vurgunculuktur. Bana, Serbest Piyasa Ekonomisi var ben dilediğim fiyata satarım dersen, ben de haklısın sen dilediğin fiyata satarsın ama bende bu ürünü almam. Alınmayan ürün bu hafta izlediğim kadarıyla küf yapmış ve satıcı firma bu ürünü atmak zorunda kalmıştır. İşte bilinçli tüketim bu, alınan ürünün seyrini takip etmek, vurgun hareketlerini iyi görmek ve ona göre tüketim harcamalarına yönelmek gerekmektedir. Bu devletin işi değil biz halkımızın bir vatandaşlık borcudur. Yıllarca enflasyon var adı altında çok büyük paralar kazanıldığını bu gün gelinene noktada görebilmekteyiz. Geriye bir dönüş olmaması için lütfen bilinçli hareket etmeli ve bu vurgunculara imkan vermememiz gerekmektedir.

Durum sadece alılmada ilgili değildir. Alınan ürünlerin tüm özelliklerine uygun olarak kullanmalı ve en yüksek verimliliği almalıyız. Özellikle ekmek tüketiminde ortaya çıkan israf hat safhaya çıkmış ve yıllık israfın katrilyonlarla ifade edilir hale gelmiştir. Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz emrinden hareket ederek bu israfı önlemek ve ekonomiye kazandırmak için elimizden geleni yapmalıyız. Çöpe giden değerlerin önlenmesi ve tekrar topluma kazandırılması görevinin en belirgin oyuncusu ise belediyelerdir. Çöp toplama ve ayrıştırma merkezi için yapılan çalışmanın ekonomiye yaptığı katkı büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu amaçla belediyelerimizi bu konuda göreve çağırıyorum.

Saygılarımla;

Kaynak: Bilecik Aktüel

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 38% [?]

Çanakkale Savaşı kimlerle yapıldı?

Geçenlerde internetten Çanakkale hakkında gençlerimize soruların yöneltildiği bir sokak röportajının videosunu izledim. Cevaplar o kadar traji komik ki ağlanacak halimize gülmek zorunda kalıyoruz. Acaba biz nerde hata yapıyoruz da tarihimize mal olmuş böyle günleri gerektiği gibi kavratamıyoruz. Örneğin Çanakkale Savaşları okullarımızda anlatılıyor programlar düzenleniyor ama üzerinden bir hafta geçmeden bu savaş ne zaman yapıldı kimlerle yapıldı bizim için önemi neydi gibi basit soruların cevabını alamıyoruz. “Rutinleşme tehlikesi” adını verebileceğim bu durum acaba bizim için önemli günlerin hakkıyla benimsetilmesini mi engelliyor? Nasıl bir metot yenilenmesine gidilmeli ki milletimiz ve geleceğimiz için önemli olan değerlerin hakkı verilebilsin ve gençlerimiz insanlarımız bu güzelim ülkemizde yaşamanın nelere mâl olduğunu her daim akıllarında muhafaza edebilsin. Bu vesile ile Çanakkale Savaşımızda yaşanmış gerçeklerle ilgili kısa anekdotlar sunmak istedim. Ecdada lâyık olabilmek dileğiyle…

Çanakkale hakkında bunları biliyor musunuz?

Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıklarını…

İngiliz-Fransız donanmasının seksen parça gemiyle boğaza saldırdığını, gemilerden birinin adının “Agamemnon” olduğunu, Agamemnon’un binlerce yıl önce Truva’ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adı olduğunu…

Bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti Eskişehir’e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını, gitmesi için teklif götürülen devrik Sultan Abdulhamid’in bu teklife şiddetle karşı çıktığını, “Biz İstanbul’u alırken Bizans İmparatoru kanının son damlasına kadar savaştı ve öldü. Ben ondan daha mı az şerefliyim! Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz” dediğini, bu sözler üzerine payitahtın utandığını ve İstanbul’da kalmaya karar verdiğini,direkten dönen bu düşüncesizliğin belki de askerimiz üzerinde korkunç bir moral çöküntü yaratmış olabileceğini…

Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret (Yardım) gemimizin kaptanının (Tophaneli Hakkı Binbaşı ) mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından kendisine bildirildiğini, bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul koyunda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit edemediklerini çünkü Nusret’in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı bıraktığını…

Donanma boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemilerinin taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaptıklarını daha sonra arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için kenara kaydıkları… Bu kayma esnasında kıyıya paralel yerleştirilen mayınlara çarptıklarını, büyük bir panik yaşandığını, ortalığın karıştığını, gemilerin birbirine girdiğini, 200 yıldır yenilmeyen dünyanın en büyük donanmasının iki saatte dağıldığını… Türklerin batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktıklarını ve diğer gemilere ateş ettiklerini… Bunu gören İngiliz komutanlarının –muhtemelen kendileri tersini yapmış olacakları için- olaya bir anlam veremediklerini… Her fırsatta bize insan hakları, medeniyet, modernite tokatları patlatanların o gün aldıkları bu insanlık dersi karşısında şok geçirdiklerini…

Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli tüfek (!) birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının onlara arkalarında ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini…

Savaş istatistiklerine göre bir m2′ye 6000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu… Havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de onlarca bulunduğunu… Savaş Gazilerinin “Cehennem diye bir yer vardır. Biz orayı gördük” dediklerini…

Galatasaray Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştuklarını, 15–16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, olayı gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını… Darul Fünun’un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun vermediğini…

Çanakkale savaşlarına daha önce hiç bilinmeyen zekâ ürünu hileler ve aldatmacalara başvurulduğunu, Türklerin soba borularından top bataryaları yaptığını ve bu şaşırtmacanın işimize çok yaradığını, askerlerin tahta düzenekler yaparak siperden hiç çıkmadan tüfek atışı yapabildiklerini, bomba fırlatan düzenekler yapıldığını, İngilizlerin Türk topçusunu yanıltmak ve zaten az olan mühimmatı boşa harcatmak için tahtadan kocaman gemiler inşa edip yüzdürdüklerini… Toprağın altında bile savaş olduğunu, her iki tarafın tüneller açarak düşman siperlerinin altına kadar gelip patlayıcı yerleştirdiklerini, bu şekilde iki tarafın da çok kayıp verdiğini…

Mustafa Kemal’in Anafartalar’da yaralandığını, kalbinin üstünde bulunan cep saatinin parçalandığını ve şarapnel parçasının derine girmesini engellediğini, bu yaranın aylarca kapanmadığını, Mustafa KEMAL’in askerin morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine sus emri verdiğini, daha sonra Liman Paşa’ya parçalanan saatini hatıra olarak verdiğini ve Liman Paşa’nın çok şaşırıp heyecanlandığını ve kendi altın köstekli cep saatini Mustafa KEMAL’e hediye ettiğini…

Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, Bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, “kurtulma şansı yok” diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini…

İngilizlerin kendi ifadelerine göre mükemmel bir geri çekilme planı yaptıklarını, hiçbir kayıp vermeden çekip gittiklerini, onların ifadesine göre Türklerin hiçbir şeyden haberinin olmadığını ama yine kendi yalanlarını kendi kaynaklarından suratlarına tükürürcesine, geri çekilme esnasında bizim siperlerden onların siperlerine üzerine kâğıt sarılmış bir taş fırlatıldığını, bu kâğıtta düzgün bir İngilizceyle, “Gittiğinize üzülüyoruz, Süveyş Kanalında görüşürüz.” yazdığını… Bu olayın, geri çekilmeden Türklerin haberleri olduğunu ama artık savaşamayacak kadar yıpranmış olduklarını ispatladığını… Okuma yazma oranının yüzde beşlerde olduğu bir dönemde bizim Çanakkale’ye hangi yetişmiş evlatlarımızı yolladığımızı…

Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun istihkakları azalttığını, askere günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru olduğunu….. Açlık içinde siperlerde yasayan Mehmetlerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştıklarını…. Eğer fedakârlık buysa, bizim bildiğimiz hiçbir fedakârlığın fedakârlık olmadığını…

Kaynak: Bilecik Aktüel

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 24% [?]

Bilecik Nüfusu – 203.777

Türkiye nüfusu: 70.586.256
Erkek nüfusu: 35.376.533
Kadın nüfusu: 35.209.723

Şehirler toplam nüfusu: 49.747.859
Şehirler erkek nüfusu: 24.928.985
Şehirler kadın nüfusu: 24.818.874

Köyler toplam nüfusu: 20.838.397
Köyler erkek nüfusu: 10.447.548
Köyler kadın nüfusu: 10.390.849

——————————————————————————————————————————

Bilecik nüfusu: 203.777
Erkek nüfusu: 108.299
Kadın nüfusu: 95.478

Şehirler toplam nüfusu: 145.126
Şehirler erkek nüfusu: 78.405
Şehirler kadın nüfusu: 66.721

Köyler toplam nüfusu: 58.651
Köyler erkek nüfusu: 29.894
Köyler kadın nüfusu: 28.757

——————————————————————————————————————————

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemiyle yapılan nüfus sayımında daha önce 194.326 olan il nüfusunun 203.777′ye yükseldiği, il genelinde şehirde yaşayanlar 145.126 kişi iken, 58.651 kişinin de köylerde yaşadığı bilgisine ulaşıldı. Toplam il nüfusunun 108.299′u erkek ve 95.478′inin bayan olduğu açıklandı.

Bilecik merkezde 63.075 kişi yaşarken Bozüyük’te 64.514, Söğüt’te 23.186, Osmaneli’nde 21.022, Pazaryeri’nde 12.283, Gölpazarı’nda 11.860, İnhisar’da 3.885, Yenipazar’da ise 3.952 kişinin nüfusa kayıtlı olduğu açıklandı.

——————————————————————————————————————————

İlçelere göre şehir ve köy nüfusları

İlçe, yaş grubu ve cinsiyete göre nüfus

Belediye teşkilatı olan yerleşim yerlerinin nüfusları

Belediye teşkilatı olmayan yerleşim yerlerinin nüfusları

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 1% [?]

Ekleyen admin | Bilecik | Etiketler: ,

Folklorik bebek yapımı

Söğüt Halk Eğitimi Merkezi’nde devam etmekte olan Folklorik Bebek Yapımı Kursu’nda tüm yörelerin kıyafetleri el emeği, göz nuru harcanarak yapılıyor. Yapılan minyatür giysilerle süslenen bebekler birebir yörelerin özelliklerini yansıtmaktadır. Özellikle ev hanımlarına ve kızlara hitap etmekte olup, sonuçta bir gelir kaynağı olarak da kullanılabilir. Kurs Bilecik genelinde devam eden tek folklorik bebek yapımı kursudur.

folklorik

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 3% [?]

Ekleyen admin | Bilecik | Etiketler:

Bilecik Jandarma

Bilecik 2. Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığı 2nci2 nci J.Eğt.Tug.K.lığı 01 Ekim 1957 tarihinde Urfa’da teşkil edilmiş ve o tarihte Mardin’de bulunan 116 ncı J.Eğt.A.K.lığı ve Antakya’da bulunan 121 nci J.Eğt.A.K.lığı tugayın kuruluşuna girmişlerdir. 06 Ekim 1958 tarihinde 116 ncı J.Eğt.A.K.lığı ile birlikte Çanakkale’ye intikal ettirilen 2 nci J.Eğt.Tug.K.lığının bugüne kadar muhtelif tarihlerde kuruluşuna giren ve çıkan birlikler ile bunların kuruluşta kaldıkları yıllar şöyle sıralanmaktadır: 1958-1967 yılları arasında Uzun Köprü’deki Seyyar J. Taburu, 1959-1976 yılları arasında Çanakkale’deki J.Er Okuma-Yazma okulu, 1961-1979 yılları arasında Aydın’daki 2 nci J.Eğt.Taburu, 1969-1974 yılları arasında Foça’daki J. Okul K.lığı, 1974-1980 yılları arasında Kırkağaç’taki 6 ncı J.Eğt.Alayı, 1976-1979 yılları arasında Çanakkale’deki Çvş. Talimgah Taburu, 1976-1980 yılları arasında Foça’daki J. Komd. Okul K.lığı, 1975 yılında Gökçeada’da 5 nci J. Komd. Alayı’nın 2 taburu olarak teşkilini müteakip, 1964 yılında adaya intikal ettirilen 116 ncı J.Eğt.A.K.lığının, 1 nci Taburu kendi birliği kuruluşuna dönmüştür. Bu tarihten itibaren, 5 nci J. Komd. Alayı Kara Kuvvetleri K.lığına mensup muhtelif muharip unsurları ile takviye edilmiş ve bugünkü muhabere grubu seviyesine getirilmiştir. 01 Temmuz 1985 tarihinden itibaren tugay kuruluşundan çıkartılarak K.K.K.lığına devredilmiştir. Bozcaada’da 09 Haziran 1977 tarihinde teşkil edilen J.Komd.Bl. Başlangıçta 116 ncı J.Eğt. A. K.lığı emrinde iken, 1979 tarihinden itibaren ast birlik olarak Tugay K.lığına bağlanmıştır. Bu birlik 01 Temmuz 1985 tarihinden itibaren K.K.K.lığına devredilmiştir. 1980 yılında kurulan Foça 1 nci J. Komd.Eğt.Tug.K.lığının 1983 yılında lağvedilmesi ile Foça J. Komd. Okul ve Eğt Tb. K.lığı, Seferihisar J.Mu.Eğt.Tb.K.lığı ile 26 Mayıs 1985 tarihinde Kırkağaç 6 ncı J. Komd. Eğt.A.K.lığı emrinde bulunan 3 ncü J.Eğt. Tb. K.lığı Bornova’ya intikal ederek, Foça J. Komd. Okul ve Eğt.A.K.lığı emrine girerek, 2 nci J.Eğt.Tug. K.lığına bağlanmıştır. 1983 yılında teşkil edilen Tugayın Levazım Bölüğü, 1984 yılında söndürülmüştür. 1962 yılında teşkil edilen Çanakkale TSK. J.Eğt.Mrk.ve Dinlenme Kamp Komutanlığı J.Gn.K.lığı Per. Bşk.lığına bağlanmıştır. 31 Ağustos 1982 tarihinde Tugay kuruluşuna verilen J.Gn.K.lığı Spor Gücü 1990 tarihinde Ankara J.Okll.K.lığı emrine verilmiştir. 2 nci J.Eğt.Tug.K.lığına bağlı bulunan Foça J.Komd.Okul ve Eğt.A.K.lığı, Bornova 2 nci J.Komd.Eğt.Tb.K.lığı, Bornova 3 ncü J.Eğt.Tb.K.lığı, Aydın 1 nci J.Eğt. Tb.K.lığı, Seferihisar J.Mu.Eğt.Tb.K.lığı ve Yenifoça J.Komd.Eğt.Tb.K.lığı Tugay ast birliklerinden çıkarılarak Foça 4 ncü J.Komd.Eğt.Tug.K.lığına bağlanmış ve bu tarihten itibaren Çanakkale 116 ncı J.Eğt.A.K.lığı ve 6 ncı J.Komd.Eğt.A.K.lığı Tugay ast birliği olarak kalmıştır. 19 Temmuz 1999 tarihinden itibaren 2‘nci J.Eğt.Tug.K.lığı Bilecik ili Garnizonunda konuşlandırılması üzerine, 6’ncı J.Komd.Eğt.A.K.lığı Foça 4’üncü J.Komd.Eğt.Tug.K.lığına bağlanmıştır. 12 Aralık 2001 tarihinde açılan Gölpazarı 5 nci J.Eğt.Tb. K.lığı bu tarihten itibaren 2 nci J.Eğt.Tug.k.lığına bağlı olarak faaliyetlerini yürütmeye başlamıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 100% [?]



Powered by WordPress. Theme: TheBuckmaker.